Ben kimim?

Ben kimim?

Kim bu Gözde?

NE UMDUM, NE BULDUM

Çocukluğumdan beri olmak istediğim birkaç şey vardı.

Birincisi dansöz! Çünkü şahane kıyafetler giyip şıkır şıkır oynuyorlardı, hayat onlara güzeldi.
Bir de öğretmen olmalıydım mutlaka, hastasıydım ilkokul öğretmenimin, her şeyi biliyordu. Ben de onun gibi olacaktım.
Ve anne olmak; üstelik annem gibi genç, güzel, her görenin "abla-kardeş sandık kih kih kih" diyeceği bir anne olmak istedim hep.
Sağolsun hayat arada kendine küstürse de, sonradan sonraya "hadi yine iyisin köfte, kıyağımı gör" dercesine ortalar yaptı bana, ben de vurdum gol oldu. (Bkz. Top beni sevdi)

Dansözlük kariyer fırsatları arasında pek yer bulamadı, ancak içimde kalan bu ukte, "dipteyim, sondayım, depresyondayım" diye dolandığım bir dönemde karşıma yeni bir hayat olarak çıktı: Tango sayesinde ruh sağlığıma ve muhteşem dostlara kavuştum. Ha ama hala bir Asena kostümü giymişliğim yok, o ayrı.
Öğretmenlik dersen, ruhumda varmış. Bunu neden sonra anladım. Üniversitede gönüllü öğretmenlik yaparken tanıştığım drama denen illet kanıma girince; 4 yıl okuduğum Siyaset Bilimi ve Uluslararası Ilişkiler disiplini hayatımda kurbağaların sindirim sistemi kadar bile yer edinemeden ben kendimi 24 Kasım kutlama yemeklerinde halay çekip, göbek atan bir Drama örtmeni olarak buldum. (Bkz. Çift anadal sahibi dansöz-örtmen)

Anneliğe gelince, "abla-kardeş sandık" trenini kaçırsam da, çocukla çocuk olan anne klasmanında seri başı çıkar; gerektiğinde parkede sırt üstü kayarak gemi, gerektiğinde potada sallanan Michael Jordan, kalede devleşen Toni Schumacher (bak yaş çıktı meydana) olurum.

Anayım ben, ana!

Gözde 1988, bilemedin 1989

BURAYA NASIL GELDİM?

Fotoğrafta da görüldüğü üzere, henüz çocuk yaşta, gerek stilimle (dönemin imzası yüksek belli, ucubik renkli kot eteğimin göbek üstünden bağlanan gömleğimin ve elegan terliklerimin bütünlüğü), gerek minyon yapımla (gıdık-yanak-göbek) "adeta bir leydi!" cümlesi gölgemdi.
 

Sonrasında da durum değişmedi. Grup fotoğraflarında istediğim kadar eğilip büküleyim, benirikıyımımnoktanet. 
Hiçbir zaman "evlendiğimde 48 kiloydum," ya da "ben kızken belim şu kadardı" diyen teyzelerden olamadım, olamayacağım-zira en son ilkokulda 48 kiloydum.

Ama en azından, klasik Türk teyzesi boşvermişliğiyle karın ve bel çevresindeki yağlanmanın taşıdığı riskleri (kalp hastalıkları, felç, Tip 2 diyabet, osteoporoz, demans, alzheimer, kolon kanseri, metabolik sendrom) biliyordum. Biliyordum da, zekiydim ama çalışmıyordum.

Derken bir gün "şimdi değilse ne zaman?" dedim.

Kahveyi ve şekeri bıraktım.

Sonrası çorap söküğü… 

Gözde 2017

Yorum Yap